Ayın Konusu | Yoga | Yoga Duruşları | İstatistikler | Çakralar | Nefes | Stres | Aromaterapi | İletişim

 

TATİL

Uzun ve yorucu bir kış ve sonrasında bir türlü ısınmak bilmeyen havalar… Kolay değil, çocuklar, ev, seminerler, gazete yazılarım ve sürekli beni arayıp duran ama bir türlü reklâm filminde oynatmayan reklâmcılarla uğraşmak kolay değil! Isınmak ve sere serpe uzanmak için güney’e gitmek şart oldu artık.

Nedense tatil deyince herkesin aklına güney gelir. Kuzey yani Karadeniz’e gidenler olsa da yaz tatili denince ilk akla güney geliyor. Biz de acaba Karadeniz’de yaz nasıldır fikriyle bundan birkaç yıl önce tam 24 günlük bir tatil planı yapmıştık eşimle. Önce tüm Karadeniz kıyısı sonra da Güney kıyılarını gezeriz dedik.

Muhteşem doğası olmakla birlikte Temmuz ayında günlerce Karadeniz’de Uzungöl’de 17 derece soğuklukla cebelleşirken Güney’in hayalini kurup durdum. Sonra Ölüdeniz’de 45 derece sıcaklıkta Karadeniz yaylalarının hayalini kurarak geçmişti o yaz.  

Aslında bu ayki yazımda da bilgi içerikli bir şeyler yazmıştım ki aklıma başka bir fikir geldi. Yazacaklarım güzel, sakin bir tatil arayanlar için rehber olsun.

Eğer siz de benim gibi masmavi bir deniz, sakin ve sessiz bir yer ve bol bol gezme içeren bir tatil istiyorsanız bizim son 8 yıldır yaptığımız gibi Kaş’a gidin. Eğer şu ana kadar gitmediyseniz mutlaka deneyin.

Yıllardır Çukurbağ yarımadasında Hotel Aquarius’ta yaz tatillerimizi geçirmekteyiz.

Otel 32 odalı,  Meis adası manzaralı ve muhteşem bir denize sahip. Kayaların üzerine oturmuş, denize sıfır mavi bayraklı bir koy. Lüks arıyorsanız tatil köylerine gitmeye devam edin. Burası odaları son derece mütevazı döşenmiş bir yer.

Denizine öyle hayran olmuşuz ki ilk işimiz şnorkel ve gözlük olayını keşfetme oldu.20 metreye at gazeteyi ve yukarıdan oku. Tabiri caizse akvaryum, hem de benim ev’deki akvaryumdan daha temiz. Denize kıyıdan değil derinden yani küçük kayadan bir iskeleden giriyorsun. Rüzgârla birlikte uçuşup gözüne yüzüne giren kum yok.

Mutlaka başka güzel koylar vardır demeyin. Dünya’da  herkesin hayalini kurduğu o egzotik denizli adaların 8’inde (Bahamas, Bermuda, Barbados, San Juan,Puket,Honolulu,Maui,Kaui )bulundum ama bu kadar güzel koylar sadece Güney’de var.Ayrıca sizi rahatsız eden köpekbalıkları da yok.

Tam yemeği yemiş ve şezlongunuzda rahatça dinlenip gözlerinize ağırlık çöküp içiniz geçtiği sırada, kolunuzdan canınızı alacakmış gibi çekiştiren animatörler yok! Kardeşim bırak beni…

Havuz yukarıda olduğu için sürekli “anne anne “”diyen çocuk sesleri de yok. Sadece benim iki oğlumu duyarsınız o kadar. Ama o kadar yazı yazdık onlara da katlanın lütfen! Ayrıca küçük oğlum artık 7 yaşında oldu insanı taciz ve tahrik etme seviyesi birazcık düştü. Gerçi hala bu dünyaya sadece onun için gelmişim gibi davranmakta devam ediyor.

Tam şezlongların olduğu yerin arkasında bar ve restoran var yani cappicuno içmek için çok uzaklara gitmenize de gerek yok.

7 yıldır aynı garsonlar aynı işletme. Artık herkesi ismen tanıyoruz sanki evimiz gibi oldu. Çalışanların hepsi tertemiz, saygılı ve güler yüzlü.

İşte ben denize sıfır düz kayadan yapılmış zeminde sabahın ilk ışıklarında kalkarak 1 saat yoga yapmayı bütün kış sabırsızlıkla bekliyorum. Sanki dünyaya sıfırlanmış bir beden ve beyinle tekrar gelmiş gibi hissediyorum.

Güneşin ilk ışıkları sabah 07.00 gibi çıkıyor. Bu sebeple sabah 06.00 başlamak için ideal. Sadece siz ve sinekler var. Bu karasinekler hiç uyumaz mı neden bu kadar erken kalkarlar.

Meis karşımda, denizin tam kenarındayım, oksijen ve iyot kokusunu içime çekiyorum.

Gözlerim kapalı.

Dalgalar çok hafif vuruyor. Başka hiçbir ses yok.

Sessizlik ve ben…

Çıt yok.

Ruhumun sesini dinliyorum. Onunla konuşuyorum.

Sağlıklı olduğum, huzurlu olduğum için Allah’a duyduğum minnettarlık duygusu içimde ılık bir rüzgâr estiriyor…

İçimde meditasyonumu bırakmanın buruk tadı ile oradan kalkıyorum. Nasıl olsa akşam yıldızlar ve sessizlikle baş başayım.

Artık çocuklar ve eşimde bu manzara ve sessizliğe alıştılar. Zaten eşim tam bir Kaş hastası.

Kaş ve civarında yapılacak o kadar şey var ki.7 gün zor yetiyor. Saklıkent, Patara, Tlos, Pinara,Kaputaş plajı,Kalkan…

Kalkan’a doğru giderseniz yol üzerinde KURU’NUN YERİ diye bir yer var. Muhteşem yemekler yersiniz. Bu kadar güzel gözleme başka yer de yememişsinizdir. Ev yemeklerini mutlaka deneyin.

Kaş’a Antalya’dan gelirken Demre’de şöyle bir dururuz ve büyük oğlum yengeç hastası olduğu için ailecek bir yengeç ziyafeti çekeriz. Yol üzeri CANLI YENGEÇ yazıyor. Oralarda son derece ucuz yiyebilirsiniz.

Ben de yiyorum tabi, yoga başka o başka. Bilinçaltımda beni kemiren hiçbir duygu kalmamalı ama değil mi?

İşte bilinçaltımı kemiren hiçbir şey olmasın diye şnorkel ve gözlükle balıkları seyretmek bana yetmedi tüple dalmaya karar verdim. Gerçi bunda eşimin daha dalmadan benim ve oğlum için Amerika’dan getirttiği dalgıç kıyafeti, eldivenleri ve bir ton malzemenin etkisi olmadı dersem yalan olur.

Daha bu yıl sörf yapmayı deneyeceğim dedim bir baktım bütün sörf malzemeleri alınmış. Bu durumda insan hoşuma gitmedi yapamam diyemiyor ki.

Ve oğlumla beraber tüple dalışlara başladık.

Gerçi ikinci dalışta kulaklarım acıyor biraz beklesek gibi laflarla tırsıdığımı hocaya anlatmak istesem de, hocanın giderek tükenen sabrı ve beni boğacakmış gibi bakışları bana ne kadar iyi ve sabırlı bir hoca olduğumu hatırlattı.

Kaş zaten dalış için en güzel yer.

Bir günümüz arabayla ÜÇAĞIZ köyüne gidip orada tekneyle Kekova ve koylara açılmakla geçer. Ayrıca teknede çay demletme kaprislerimi büyük teknelerde yapamam değil mi? Böyle daha iyi oluyor. Çünkü büyük tekneler güzel koylara yanaşamıyor. Hem onların Kekova’dan dönüşleri 1–1,5 saat sürüyor.

Benim tatil anılarım bitmez. Şimdilik bu kadar. Benim bavul hazırlamam lazım.

Kaş’a gidesim geldi.

Sevgiyle kalın,

Gül Berberoğlu

C.H.Ed (Dip Yoga),MASC